İzmir
Yatır İnancı

HAMZA BABA TÜRBESİ

Hamzababa Türbesi, İzmir’in Kemalpaşa ilçesine 30 km. uzaklıktaki Eski Hamzababa köyünde bulunmaktadır. Köy 25 haneli ve 250 nüfuslu küçük bir orman köyüdür. Köyde ayrıca bağcılık ve sebzecilik de yapılmaktadır. Ancak bu üretimler köyün geçim kaynağını oluşturmamaktadır. Hamzababa köyünde üç kahvehane ve iki bakkal bulunmaktadır. Ayrıca, köyün içerisinnde bulunan bahçeler köye gelen ziyaretçilere hizmet etmek üzere düzenlenmiştir. Her bahçede bir ocak ve çardaklar bulunmaktadır. Ziyaretçiler yaz aylarında bu bahçelerde konaklamaktadırlar.

Köye girildiğinde ilk göze çarpan durum, bir çok evin duvarında dini motiflerin işlendiği duvar resimleridir. Bu duvar resimlerinin köyden bir bayanla evlenmiş olan Almanya uyruklu Paul …. tarafından yapılmış olduğu öğrenilmiştir.

Türbenin bakımını Hamzababa soyundan geldiği söylenilen, bu konuda elinde Hilafet Fermanı bulunan Postnişin yürütür.

Çevre halkının anlattıklarına ve Postnişin Ali İhsan Özer’in elindeki ferman ve diğer vesikalardan anlaşıldığına göre, Hamzababa 1530 yıllarında 90.000. askeri ile Horasan’ın Balkayıp bölgesinden Anadolu’ya gelmiştir. Ahmet Yesevi dervişlerinden olduğu rivayet edilmektedir. Şu anda türbenin bulunduğu yerleri fetheder ve yerleşir. O yıllarda II.Murat (ya da III.Murat) Manisa’da şehzadedir. II.Murat, Hamza Baba’yı birkaç kere Manisa’ya davet eder. Sonunda Hamza Baba Manisa’ya gitmeye karar verir ve yola çıkar. Bu arada dağlara dönerek “yürün dağlar, ben Manisa’ya gidiyom, siz de gelin” der. Dağlar da Hamza Babanın peşine takılarak gitmeye başlar. Bu arada II.Murat bir haber daha yollayarak “yalnız gel” der. Bunun üzerine Hamza Baba köyün 1,5 km. aşağısında durarak bir kayaya yaslanır ve “durun dağlar” der. Dağlar durur, Hamza Baba yoluna devam eder.

Adı geçen kaya ile birlikte Hamza Babanın yumruğunu koyduğu söylenilen kayalar görülmüştür. Dağları durdurduğu söylenilen kayada önemli bir özellik görülmemiştir. Yalnız sırtını dayadığı belirtilen bölüm, kayanın diğer yerlerine göre daha açık renktedir. Yumruğunu dayadığı belirtilen kaya ise, bir insanın kol, bacak ve elinin rahatça oturacağı oyuklara sahiptir. Bu bize, rivayette yer alan dağların durdurulduğu kayanın aslında yumruğu dayadığı kaya olması gerektiğini düşündürmüştür. Zaman içerisinde bir bilgi kayması olabilir.
Bu kayaların biraz üst tarafında ise, içini Hamza Baba’nın oyduğu söylenilen bir kaya bulunmaktadır. Bu kaya ile ilgili herhangi bir anlatıya rastlanmamıştır.
Hamza Baba ile Şehzade II.Murat arasındaki ilişki bir süre sonra dostluğa dönüşür. Bu dostluk ve muhabbetin altında her ikisinin de Hacı Bektaş Veli’ye karşı olan sevgi ve saygılarından kaynaklandığı söylenir. Hamza Baba, Manisa’ya yaptığı ziyaretlerden birisinde ölür. Manisalılar Hamza Baba’ya sahip çıkarak onu Manisa’da yapılacak bir türbeye gömmeyi isterler. Hamza Baba’nın erleri ise onu Hamzababa köyüne götürmek isterler.
Menkabeye göre cenaze paylaşılamaz. Sonuçta bulunan çözüme göre, cenazenin bulunduğu odaya iki tabut koyularak kapı kilitlenir. Sabaha kadar beklenir. Cenaze kimin tabutuna girerse onun olacaktır. Sabah olur, herkes kendi tabutunu alarak içine bakmadan gömüleceği yere kadar götürecektir. Hamza Baba’nın erleri kendi tabutlarını Manisa’dan kendi köylerinin girişine kadar bir günde getirirler. Köye 1 km. kala tabutun içerisinde Hamza Baba’nın olup olmadığı konusunda bir şüphe düşer ve tabutu açarlar. Hamza Baba tabutun içindedir ve hala terlemektedir. İçlerindeki bu şüpheden dolayı cenaze o kadar ağırlaşır ki, geri kalan l km. lik yolu ancak kırk günde alabilirler.

Hamzababa köyüne 25.10.1996 Cuma günü gidildi. Bir alevi köyü. Hamzababa köyü adını aynı adı taşıyan yatırdan almaktadır. Yatırın çevresinde ise önemli bir inanç duvarı örülmüştür.

Yatır, sekizgen formdadır. Kubbeli taş bina, eski ve daha yeni mezarların yer aldığı bir alanın ortasına kurulmuştur. Köy, özellikle çevre il ve ilçelerden gelen alevi vatandaşlar tarafından ziyaret edilmektedir. Yatırda, çeşitli amaçlar için dilekte bulunulmakta ve bu uygulamalar için dört ayrı dilek noktası bulunmaktadır.

Bunlardan ilki, mezarın yan-orta bölümünde, yer hizasında bulunan deliktir. Bu delik içerisine bir ipe bağlanmış demir para sarkıtılmakta, eğer dilek yerine gelecekse para ipten kurtularak aşağıya düşmektedir.

İkinci dilek noktası, mezarın ayak ucunda bulumaktadır. Üzeri tahta ve halı ile örtülmüş olan bu noktada, yaklaşık bir metrelik bir çukur bulunmaktadır. Çukurun dip bölümünde, mezarın içine doğru giden bir delikgörülmüştür. Bu çukurdan yararlanma yolu, içerisinden toprak alarak romatizmalı eklemlere sürülmesi ile olmaktadır. Ayrıca buradan alınan toprak parçaları uğur-sağlık getirmesi amacıyla saklandığı gibi, çeyiz sandığının içerisine koyularak bereket ve mutluluk getirmesi dileği ile de kullanılmaktadır(SM 97).

“İlkel toplumlarda da bir şahıs bir taşı, bir sopayı, bir bitkiyi çok büyük değeri olan bir muskaymış gibi alıp saklar (Tanyu, yz.22).”

Üçüncü dilek noktası ise, ayak ucundaki çukur hizasında, bina iç duvarına bitişik, üzeri tahta ile örtülmüş çukurdur. Bu çukurun içerisinde zeytinyağı bulunmaktadır. Buradan alınan yağ, rahatsızlık duyulan ya da uzun süredir iyileşmeyen yaraların üzerine sürülmektedir.

Dördüncü dilek noktası yatırın baş ucunda yer alan, yerden 15 cm. yüksekliğinde yaklaşık 60 x 40 cm boyutlarındaki beton yüzeydir. Burada da dilekte bulunularak mum yakılmaktadır.

Beşinci dilek noktası, sandukanın baş ucunda asılı olan ahşaptan yapılma büyük tesbihlerin bir dilek ututularak üç kez baştan aşağıya geçirilmesi ile olmaktadır.

Kişilerin kendi başlarına yaptıkları bu dilekte bulunuşun dışında, postnişin ????? tarafından yardım alınarak da dilekte bulunulabilmektedir. Postnişin, elinde bir makarayla tabut başına gelmektedir. Tabutun başucundan ayakucuna, oradan başucuna ve tekrar ayak ucuna kadar iplik uzatmaktadır. Dilekte bulunacak kişi tabutun başucunda durarak ipin ucunu tutmaktadır. Postnişin üç kat olan ipi, ortadan katlayıp (tabut boyunun yarısı elde edildi ve altı kat oldu) bir de bu boyda ip açarak (yedi kat oldu) makaradan kopartmaktadır. Bu ipi dilenilen şeyi söyleyerek dilekte bulunan kişinin beline bağlamaktadır. Izlediğimiz örnekte kadın çocuk istemektedir. İp kadının atletinin üzerinden bağlanmıştır. Ortamda erkeklerin bulunması nedeniyle tene değecek olmasına karşın bu yapılmamıştır. Bele bağlana bu ip, hamile kalıncaya kadar belde taşınması gerekmektedir. Kadın hamile kalıncaya kadar bu ipi ıslatmayacaktır. Su kerametin bozulmasına neden olmaktadır. Kadın hamile kaldıktan sonra bu ipi türbeye getirip bir köşeye bırakacaktır (SM 97). Dilekte bulunan kadın, dileğinin yerine gelmesi halinde, çocuğu erkek olursa adını Hamza, kız olursa postnişin’in adını koyacağını söylemiş, bu işin gerçekleşmesinin ardından Hamzababaya adakta bulunacağını belirtmiştir.

Yatırın içerisine giren ziyaretçi, niyaz etmek amacıyla yatırın ayak, orta ve baş ucundan öpmekte, daha sonra diğer tarafa geçerek aynı işlemi burada da yapmaktadır. Niyaz’ın alamını açıkla.

Yatırın çevresinde yer alan mezarlıkta da dilekte bulunmak için bir dizi işlemler yapıldığının izleri görülmüştür. Ağaçların dallarına kumaş parçaları bağlanarak dileklerde bulunulmuştur. Bunların içinde en ilginci, bir gazete parçasının her iki ucuna bez bağlanmış, bir ucu ağaca tutturulmuş, diğer ucu serbest bırakınlıştır. Burada ilginç olan en önemli nokta, gazete parçasının küçük ilanlar bölümünden seçilmiş olmasıdır. Düzgünce kesilmesinden anlaşıldığına göre önceden hazırlanmış bu küpürde, satılık arsa ve ev ilanları yer almaktadır.

Ağaçlarda gözlenen bir diğer dilek yöntemi çocuk istemektir. Bu amaçla, kumaş parçalarından beşik yapılmakta, içerisine taş parçası yerleştirilmekte ve her iki ucundan dallara bağlanmaktadır.

“Balta ve okun rastlayıp öldürmesi sonucunda o aletlerin canlılığına inanıyorlar (ilkel toplumlar anlatılıyor SM.). Bu itibarla eşyalar, cisimler doğrudan doğruya büyüye karşı (karşı büyü) kullanılabilir. Bundan dolayı eşyalar, cisimler arasında taş özellikle bir mevki alır (Tanyu, yz.21).”
Bir başka dilek aracı, taşlardır. Taşlardan araba şekli çizilebildiği gibi, üst üste koyularak ev biçimleri de yapılmaktadır. Bu örnekle ilgili olarak da ilginç gözlemlerde bulunulmuştur. Normalde dilekte bulunan kişinin, şöyle ya da böyle bir ev istenmesi beklenirken, beş ve daha ileri gidilerek sekiz katlı ev isteklerinin örneklerine rastlanmıştır.

“Her ne kadar taşla yapılan bu dilek dileme seremonisi, yatırdaki kişiden dilek dileme anlamına gelse de, mezar ve çakıl taşlarına yüklenen görevin altındaki nedenlerin daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Prof.Dr.Hikmet Tanyu tarafından hazırlanan “Türklerde Taşla İlgili İnançlar” adlı kitabın incelenmesinde yarar bulunmaktadır. (SM).”

Hamzababa türbesi çevresinde yeralan bu inançlar, dileklerin yerine gelmesi sonucunda Hamzababa için adakta bulunulması ile son bulmaktadır. Adakların kesilişinden tüketilişine kadar geçen olaylar anlatılmalı.

“Budizm’ in kendi bünyesinden ziyade, Budda’yı kutsallaştıran, ilahlaştıranlar onun kayalara çıkmış ayak izlerine, saygı ve tazimde bulunuyorlar (Tanyu, yz.26).”

(1)- (Doç.Dr.Mehmet ŞEKER. “Türk Kültüründe Tire”. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları 134, Ankara 1994. Adlı kaynaktan: Dr. Hasan KÖKSAL. “Yatır İnancı Ve Ödemiş-Tire Yöresindeki Yatırlar).

(2)- A.Yaşar OCAK. “Türk Halk İnançlarında ve Edebiyatında Evliya Menkabeleri”. Ank.,1984. yz.23

(3)- Abdülkadir İNAN. “Menkabeler ve İncelemeler” ‘Müslüman Türklerde Şamanizm Kalıntıları’. Ank. 1968. yz. 462-479 (makale)





Bu site Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi İşlem ve Bilgi Yönetimi Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır. Bu sayfa 3355 kez gösterilmiştir.