T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI İZMİR İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ

Hanlar

İZMİR’İN HANLARI

Konak Merkezdeki Hanları Gösterir Harita:

hanlar, kemeralti haritasi


ABACIOĞLU HANI

Tarihi Abacıoğlu Hanı, Kemeraltı'nın kalabalığı ve keşmekeşi içinde arka planda kalmış, fazla bilinmeyen, fakat kapısından içeri adım atıldığı anda doğal mimarisi ve huzur veren yapısıyla dikkatleri çeken tarihi bir yer olarak göze çarpmaktadır.

Kemeraltı Başdurak Cami'nden, Arasta'ya giden Anafartalar Caddesi'nin sağ tarafında, 919 ve 920. sokaklar arasındaki ada üzerinde bulunan ve ortada bir avlu ve bu avluyu çevreleyen iki katlı dükkânların yer aldığı asimetrik planlı Han düzgün kesme taş, kaba yontma taş ve tuğladan yapılmış bir yapı olan Abacıoğlu Hanı'nın, 18 yy. başında Hacı Mustafa Ağa tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında, bir yandan ‘sebze ve meyve hali’ işlevi görürken, diğer taraftan çevre ilçelere yolcu ve yük taşıyan motorlu araçlar için hareket merkezlerinden biri olarak kullanılıyordu. Özgün haliyle dokuz odalı ve yedi alt mahzenli olduğu tahmin edilen yapıdan günümüze, yalnızca kuzeydoğu ve güneybatı kanatları kalmış durumdadır.Hanın bugünkü durumunda, avlunun sağında yedi dükkân bulunmaktadır.

Bu dükkânların avluya bakan cephelerinde üstte iki sıra pencere, altta da iki pencere ile bir kapısı vardır. Avlunun sol tarafındaki kuzeydoğu kanadında ise sekiz dükkân bulunmaktadır. Bunların üzeri diğer bölümün aksine kırma bir çatı ile örtülmüştür. Dükkânların üzerinde ikişerli grup halinde on altı pencere sıralanmıştır. Bu dükkânlar içten ahşap döşeme ile iki kat haline getirilmiş, yalnızca biri ortadan bir duvarla ikiye bölünmüştür.

Konak Belediyesi'nin hazırladığı cephe düzenleme projeleri kapsamında restorasyonu yapılan ve 'Kentsel İyileştirme Projesi Uygulaması' sonucu, 2007 yılında "Tarihe Saygı / Yerel Ödülü"ne ve yine 2011 yılında da dünya çapında en önemli mimari yarışmalardan biri sayılan Philippe Rotthier Avrupa Mimarlık yarışmasında en iyi 30 mimari yapı arasına girerek ödüle layık görülen handa şu anda, restoran, kafe, hediyelik eşyacı, derici ve kafelerden oluşan 18 dükkân bulunuyor.

ARAP HANI

İzmir Anafartalar Caddesi’nde Küçük Karaosmanoğlu Hanı’nın yanında bulunan bu hanın kitabesi bulunmadığından kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Aydın Vilayetinin 1890–1891 tarihli Salnamelerinde hanın ismi geçmektedir. Buna dayanılarak ve mimari yapısı da göz önüne alınarak XIX. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır. Hanın içinde , aynı yüzyılın sonlarında Yahudice yayımlanan Esperans gazetesinin matbaası da bulunmaktaydı. Ancak han genellikle, bölgenin aktivitesine uygun olarak ayakkabı imali ve satışında uzmanlaşmış ticarethaneleri bulunmaktaydı. Günümüzde genellikle manifatura işleri ile ilgili dükkanlar bulunmaktadır.

Kesme taş, moloz taş ve tuğladan yapılan han dikdörtgen planlı, avluludur. Avlunun içerisinde bir de mescidi bulunmaktadır. Hanın giriş cephesi iki katlı, avlu kanatları ise tek katlıdır. İkinci kattaki odalardan sadece girişin üzerinde olanı günümüze gelebilmiş diğerleri orijinal durumlarından uzaklaşmıştır. İkinci kattaki odalar ahşap tavanlı koridora birer kapı ve pencere ile açılmıştır.
Handaki eski dükkânların sayısı kesin olarak bilinmemekle beraber, Prof.Dr.Münik Aktepe hanın her iki kanadında yedişerden 14 dükkân olduğunu belirtmiştir.


 BÜYÜK KARDIÇALI HANI 

Rivayete göre yüzyıllar önce Konya da bulunurken Osmanlı devletinin göç hareketleriyle Kardiça’ya göçen ve soyağacında bulunabilen en eski isim 1700’lü yıllara ait Yunanistan’ın orta bölgesindeki tarım kasabası Kardiça da yaşayan Halil Onbaşı’nın torunu İbrahim Bey, Kardiça da barınamayacaklarını düşünerek kız kardeşi ve bazı aile fertlerini yanına alarak 1910 da İzmir’e göçmüş ve ilk girişim olarak pasaport limanında bir bina satın almıştır. İzmir’in ilk Türk tütün tüccarlarından birisi olan İbrahim Bey, daha önce otel olan bu binayı kısa sürede tarım ürünleri ticarethanesine dönüştürmüştür. Ağırlıklı olarak tütünle uğraşan İbrahim Bey incir ve üzüm alım satımı da yapmıştır. Bu binanın yetmemesi üzerine İbrahim Bey bu günkü 2. Kordon ve Mimar Kemalettin Caddelerinin kesiştiği köşeye Büyük Kardıçalı Hanını inşa ettirmeye başlamıştır. Yapı Türkiye’deki ilk betonarme olarak inşa edilen binalardan biridir. Binanın kerestesi İtalya’dan, Demiri Almanya’dan, Çimentosu Romanya’dan getirtilmiştir. Han 1928 yılında tamamlanmış ve kullanıma açılmıştır. Yapının mimarı Cumhuriyet döneminin önemli mimarlarından biri olan Mehmet Fesçi Bey’dir. O zamanki kayıtlara göre yapının isminin Kardıçalı İbrahim Bey Apartmanları olarak geçtiği söylenir. İki bin metrekare alan üzerine oturan han Birinci Ulusal Mimari Akım örneğinin önemli yapılarından biridir. Yapı Mimar Kemalettin Caddesi ve 2. Kordon caddelerine bakan köşelerinden iki metal yalancı kubbeye sahiptir. Yapının ikinci katında sivri kemerli pencereler kullanılmıştır. Yapının köşesindeki kubbelerin altında çini panolar bulunur. Bitkisel motifler; yapıda pencereleri ayıran plasterlerde, 2. katta bulunan sivri kemerli pencerelerin üstünde, kubbelerin altında ve balkonlarda kabartma şeklinde uygulanmıştır. Ayrıca yapının pencereleri her katta farklılık gösterir. 100 den fazla odası bulunan hanın koridorları yüksek tavanlıdır. Koridorlar hanın ortasında bulunan ve hanın çatısından zeminine kadar inen bir açıklıktan aydınlanır. Bu açıklık cam bir örtüyle kapalıdır. Hanın üst katlarına 2 merdivenle çıkılmaktadır, hanın doğu yönündeki merdiven boşluğundan vakti zamanında asansör inip çıkıyormuş fakat şu anda asansör kullanılmamakta ve ikinci katta muhafaza edilmektedir. 1952 yılında İbrahim Kardıçalı’nın ölümüyle varisleri dükkânların kimini sattı kimini ise kiraya verdi. Şu anda hanın 20 varisi vardır. Yapı zamanla bakımsız kalmış ve yıpranmıştır. Han 2003 yılında bir tadilat görmüştür. Fakat hanın acil bir şekilde özgünlüğü bozulmadan restore edilmesi gerekmektedir.

Büyük Kardıçalı Hanı, günümüzde özel Sanat Merkezlerinin hizmete girmesiyle yeni bir sayfa açılarak bir sanat kompleksine dönüşmüştür. Handa opera, bale, müzik, resim, heykel, telli çalgı tamir ve kukla atölyeleri olmak üzere gençlere güzel sanatlar kursları verilmekte ve TOBAV İzmir Şubesi de bu handa hizmet vermektedir..

BÜYÜK KARAOSMANOĞLU HANI

İzmir Konak ilçesi Fevzi Paşa Bulvarı ile 913 ve 914. Sokaklar arasında bulunan, Mirkelam oğlu Hanı’na bitişik olan bu hanın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Kaynaklarda da yapımı ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber hanın 1850 tarihinde yapılmış bir planı olduğundan XVIII. yüzyılın sonlarında veya XIX. yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Kesme taş, moloz taş ve tuğladan yapılmış olan bu han, dikdörtgene yakın bir plan düzeni göstermektedir. Kuzey bölümü Fevzi Paşa Bulvarı’nın açılması sırasında yıkılmıştır. Avlulu, iki katlı olan bu hanın günümüze gelebilen bölümlerinden alt katta avlunun doğusunda üç dükkân, güney kanadında beşik tonozlu üç ayrı mekân, batı kanadında dört dükkân ile güneybatı köşesinde de bir dükkân olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde bu yapının doğu kanadının kuzey ucuna yeni bir yapı eklenmiştir. Batı kanadının kuzey ucundaki kalıntılardan da burada bir giriş kapısı olduğu ve avluya bir koridorla açıldığı anlaşılmaktadır.

Hanın ikinci katının batı kanadında beş, güney kanadında dört ve doğu kanadında da iki olmak üzere on bir mekânın bulunduğu görülmektedir. Bunların hepsi manastır tonozlu olup, önündeki revaklara birer kapı ve pencere ile açılmışlardır.

Handa süslemeye yer verilmemiş veya bunlardan çok az kalıntı günümüze gelebilmiştir. Nitekim batı kanadındaki revak kemerlerinde profilli silmeler, revakın güney ucunda da üzeri kireçle kapatılmış mimari bir resim dikkati çekmektedir.

Karaosmanoğlu Ailesi:

Orta Asya'dan yola çıkıp Manisa'ya yerleşen bir ailedir. İlk etapta haramilik yaptıkları ve daha sonra İran'la girilen savaşta Osmanlı'nın güvenini kazandıkları kayıtlarda görülüyor. Saruhan'da Osmanlı'nın temsilciliğini yaparlarken, halktan gelen şikâyetler üzerine azledilen aile, devlete başkaldırarak kendi yetkilerini kendilerinin vereceğini ilan etmişler. Osmanlı ile karşı karşıya kalan aile 1770 Çeşme Savaşının patlak vermesi üzerine, affedilerek savunulması önem kazanan İzmir'e gönderilen aile, Sancakkale muhafızlığına atanmış. (Sancakkale bugünkü İnciraltı, Sahilevleri arasındaki burun) Burada aldıkları başarılı neticeler, sarayın dikkatini çekmiş ve değişik dönemlerde ödüllendirilmişler. Ailenin fertleri zamanla Manisa ve İzmir'in çeşitli bölgelerine dağılmışlar. Menemen bölgesinde yerleşen sayısız eserler kazandıran ailenin ferdi Karaosmanoğlu Ali Ağa, şimdiki Aliağa ilçesinin ismiyle anılmasına sebep olmuş.


Yapılan araştırmalara göre Karaosmanoğulları tarafından 108 yapı (cami, medrese, tekke, han, hamam, sübyan mektebi, kütüphane, konak veya ev, çeşme, sebil, hastane) tescil edilmiş olup, bunların on dört tanesi hala ayaktadır. Bunlar arasında, tavan süslemeleri ile ünlü Zeytinliova Karaosmanoğlu Hacı Mustafa Ağa Camii, Bergama Yeni Camii, İzmir Büyük Karaosmanoğlu Hanı, Manisa Yeni Han, Bergama Katır Han, Gördes Çifte Hamamı, Zeytinliova Küçük Hamam, Manisa Hacı Mustafa Ağa Sübyan Mektebi, Manisa Hacı Hüseyin Ağa Kütüphanesi, Manisa Hacı Eyüp Ağa Kütüphanesi, Zeytinliova Karaosmanoğlu Konağı ve sivil yapılar grubu, Bergama Atika Hanım Sebili ve Bergama Karaosmanoğlu Sebili, Kırkağaç Karaosmanoğlu Camii ve Çiftehanlar Camileri sayılabilir. Karaosmanoğlu ailesinin torunları arasında birçok tanıdık isimde yer almaktadır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'da bu ailenin fertlerinden birisidir.


ÇAKALOĞLU HANI 

İzmir Halimağa Çarşısı’nda (Kasap Hızır Mahallesi), 895 ve 861. sokaklar arasında bulunan Tarihi Çakaloğlu Hanının kuzey cephesindeki girişin doğu ve batı yanlarında yer alan çeşme ve sebil üzerinde 1805–1806 tarihlerinin bulunması yapının bu tarihlerde, III. Selim' in padişahlığı döneminde inşa edilmiş olduğunu göstermektedir. Konak Kemeraltı' nda, Kızlarağası Hanı' nın hemen yanında yer alan 18. yüzyıl Osmanlı eseri, kesme taş, moloz taş ve tuğladan yapılmış olan han dikdörtgen planlı olup, ortada bir koridor ve bunun iki yanında her kenarda dokuzardan on sekiz odadan meydana gelmiştir. Kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı bir yapıdır.. Hana giriş Kuzey ve Güney cephelerden açılan iki büyük kapıdan sağlanmaktadır.

Hana girişin sağ kısmında cepheye bitişik olarak yer alan sebil, beş kenarlı bağımsız bir yapı gibi görünse de tarihi ve yapılışı han ile birliktedir. Cephelerden ikisi süslemeli, ikisi sıvalı birisi ise han duvarına bitişik nizamdadır. Sebilin hanın girişine bakan mermer cephesinde altta üç dilimli kemerle örtülü giriş kapısı yer almaktadır. Kemer köşelikleri ise içlerinden çiçekler çıkan birer vazo ve bitkisel motiflerle doldurulmuş. Bu cephenin üst kısmında ise 1220/1805-6 tarihli bir kitabe yer almakta. Kitabenin açıklaması ise şu şekilde; "Ne güzel, büyük hayırlar, yeni görünümlü güzel su. Bu temiz ve seçkin yer Gaffarzade kulun yaptırdığı yerdir. Saf altından basılmış para bu yere harcamak için gönül hazinesinden verildi. Yüce camiler içinde bu hayırlar ilk oldu. Bu yerde susuzluğu gidermek için su hiç yoktu. Mısır şehrine benzeyen cana sanki Nil nehrini akıttı. "min nebiyyu'llah" sözü ile sebep olup, cihanın rızkını veren tanrı lütfu ile karşılık versin. Ey hafız, tarihini açıkla aşka söyle vaktidir: "Besmeleyle suyunu içip Hacı Ahmed' e övgüde bulun. 1220."  

Koridor ve içerisindeki odalar beşik tonozlarla örtülmüştür. Koridorun iki yanında yer alan odalar koridor tonozunun başlangıcına kadar yükseltilmiş ve bu yükseklik farkından meydana gelen duvarlara da pencereler açılarak içerisinin aydınlanması sağlanmıştır. Bunun yanı sıra her dükkânın bir veya iki penceresi de bulunmaktadır. Hücrelerde asma katlara yer verilmiş bunların bazılarında çarkıfelek motifleri tuğlalardan yapılmıştır. Ayrıca hanın güney cephesinin batı ucunda saçak aralına rastlayan kısımda bir de güneş motifi yapılmıştır.

Bugün bakımsız olmakla birlikte oldukça sağlam olan çarşı dükkânları depo olarak kullanılmakta ve mülkiyeti şahıslara ait bulunmaktadır. Büyük demir kapıyı aralayıp, handan içeri adımınızı attığınız anda, hanın mimari yapısından ve mistik dokusundan etkilenmemeniz mümkün değil. Mimarisinden kaynaklanan ışık oyunlarıyla sizi karşılayan tarihi han, yüksekteki pencerelerden içeri vuran ışıkla birlikte, mekânın mistik dokusunu daha da ön plana çıkarıyor. Şu ana kadar atıl durumda bulunan Tarihi Çakaloğlu Han’ın, Halı ve El Sanatları Çarşısına dönüştürülmesi planlanmaktadır.

KIZLARAĞASI HANI

Günümüzde İzmir Kemeraltı’nda Halim Ağa Çarşısı denilen yerde bulunan, 871- 906. Sokaklar ve Hisar Camisi ile çevrili olan Kızlarağası Hanı, Han kitabesinden öğrenildiğine göre, Darüssaade Ağası (*) Hacı Beşir Ağa tarafından h.1156 (1743) yılında yaptırılmıştır. İzmir Liman Kalesi'nin hemen arkasında yer alan ve İzmir için önemli yapılardan biri olan yapının 1745 yılında tamamlandığı sanılmaktadır.

Osmanlı mimarisinin günümüze gelen, İzmir'deki nadir eserlerinden olan han, kesme taş, kaba yontma taş ve tuğladan yapılmış olup, dikdörtgen planlı, avlulu ve iki katlıdır. Hanın alt ve üst kattaki odaların açıldığı koridorlar beşik tonozlu, üst katta aynalı tonozludur. Hanın kuzey cephesi Bakır Bedesteni, güney cephesi de dükkânlarla kapatılmıştır. Hanın Hisar Camisi’ne bakan doğu cephesinde, üstte yedi altta da dokuz tane olmak üzere on altı penceresi bulunmaktadır. Bu pencereler dikdörtgen sövelidir ve demir parmaklıklarla örtülmüştür. Pencere açıklıkları dışında kalan cephe bir sıra düzgün kesme taş, iki sıra tuğla hatılla örülmüştür. Derzlerin bir bölümünün üzerine de geometrik süslemeler eklenmiştir.

Hanın asıl cephesi batısında olup, burası 861.Sokağa bakmaktadır. Orijinal olarak bu cephenin ortası ile kuzey ve güney uçlarında, ikinci katlarda taş konsollara oturan dışa çıkıntılı üç cumbanın olduğu sanılmaktadır. Ancak bunlardan yalnızca ortadaki cumba günümüze gelebilmiştir. Diğer cumbaların ise sadece çıkmaları görülmektedir. Ortadaki cumbanın kuzey ve güneyinde birer, batı cephesinde ise üstte iki, altta üç pencere bulunmaktadır. Bunun dışında cephe boyunca dikdörtgen söveli, yuvarlak kemer aynalıklı on üç pencere daha peş peşe sıralanmıştır. Yapının batı cephesinin ortasında, cumbanın altına rastlayan yerde yuvarlak kemerli bir kapı ile avluya girilmektedir. Avlunun batı-doğu köşesinde iki katlı kare planlı bir yapı bulunmaktadır. Büyük olasılıkla bu yapının mescit olduğu sanılmaktadır. Batı cephesinin içerisindeki bir merdivenle ikinci kata çıkılmaktadır. Ayrıca hanın iki köşesinde de birer kapı daha bulunmaktadır. Bu kapıların yanında da üst kata çıkan merdivenler vardır.

Avlu batı, kuzey ve güney yönünden birbirlerine eş büyüklükte odalarla çepeçevre kuşatılmıştır. Bu odalardan doğu batı eksenindekiler simetrik düzen göstermektedir. Bunun yanı sıra avlunun her iki yanında birbirlerine eş büyüklükte sekizer oda daha bulunmaktadır. Doğu kanadında da dört oda vardır. Üst katta galeriye açılan odalarda yatmak isteyenler konaklar, zemin katta ise üst kattaki sade yaşamının tam tersi yükleriyle develer, tüccarlar ile hizmetkârların kalabileceği odalar, malların boşaltıldığı ve pazarlandığı dükkanlar ile pazarlık yapan insanlar bulunurdu. Han, limana yakın olması, sebebiyle, her zaman canlı kalmıştır. Han belli dönemde bir tür borsa gibi de çalışmış, özellikle iç avluya dönük dükkânlarda bu işler yoğun olarak yapılmıştır. 18. ve 19. yüzyıllarda, teknolojinin ulaşım alanında çeşitli değişikliklere yol açması ve ekonomik hayatın zaman zaman yer değiştirmesiyle birlikte Kızlarağası Hanı da yavaş yavaş önemini kaybetmiştir. Han, gece konaklamaların sona ermesinden sonra, sadece malların indirildiği ve depolandığı bir yer durumuna gelmiştir. Han günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.1993 yılında restore edilerek günümüzde turistik bir çarşı olarak hizmete giren Kızlarağası Hanı'nda çok çeşitli el sanatları ürünlerini, halıları, deri kıyafetleri ve çarpıcı hediyelik eşyaları bulabilir ve hanın tam ortasındaki açık çay bahçesinde mistik havayı içinize çekerek yorgunluğunuzu atabilirsiniz.

(*)Kızlar ağası, Harem ağası ya da Darüssaade ağası Osmanlı Devletinde haremden sorumlu olan yüksek düzeydeki görevliye verilen isimdi. Kızlar ağası padişah ve sadrazamdan sonra Osmanlı Devletinin 3. en yüksek görevlisiydi.


MİRKELAMOĞLU HANI

İzmir Kemeraltı’nda 914. Sokak’ta bulunan Mirkelamoğlu Hanı’nın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Ancak mimari yapısından ve çevredeki diğer hanlarla bağlantısından ötürü XVIII. yüzyılın sonlarına doğru yapıldığı sanılmaktadır.

Düzgün kesme taş, kaba yontma taş ve tuğladan yapılmış olan han dikdörtgene yakın, simetrik olmayan bir plan düzenindedir. İzmir’de tamamı orijinal haliyle günümüze gelebilen Mirkelâmoğlu Hanı, iki katlı ve avlulu kuruluşuyla klasik Osmanlı şehir içi hanlarının tipik bir örneğidir. Şehir içi hanlarında, inşa edilecekleri parsel şekline göre dıştan bir kurgu tasarımına gidilerek dış cephe sınırlamasında hiçbir zaman asimetrik olması bir sorun olarak görülmemiş; bu asimetriklik avlu cephesine doğru simetrikleşerek düzgün bir avlu cephesi yaratılmaya çalışılmıştır. Osmanlı şehir içi han mimarisinde görülen bu önemli ayrıntının özgün örneklerinden biri de Mirkelâmoğlu Hanı’dır. Mekânlar alt katta doğrudan avluya, üst katta ise sütunlarla desteklenen revaklara açılırlar. Üst örtü sistemi içten tonoz olup, dıştan kiremitli beşik çatılıdır. Hanın Fevzi Paşa Bulvarı’na bakan cephesinde altta üç dükkân, üstte de dört pencere bulunmaktadır. Buradaki cepheler yatay dikdörtgen açıklıklar halindedir. Cephenin üst örtü ile birleştiği yerde tuğladan yarım daire şeklinde bir alınlık bulunmaktadır. Cephedeki kaba yontma taş ve tuğlaların arasına yatay tuğlalar yerleştirilmiş ve almaşık bir görünüm meydana getirilmiştir.

Hanın doğu cephesi yanındaki Karaosmanoğlu Hanı’na bitişiktir. Burada güney cephesinin alt bölümü sonradan eklenen dükkânlarla kapatılmıştır. Bunların da üzerinde yarım daire bir alınlık bulunmaktadır. Cephedeki dört pencere dikdörtgen sövelidir.

Hanın batı cephesinde yuvarlak kemerli giriş kapısı ile kapının güneyinde iki, kuzeyinde de dört dükkân bulunmaktadır. Hanın dikdörtgene yakın avlusuna bakan cephelerde altta dükkânlar, üstte de ikinci katın revak sıraları bulunmaktadır. Kuzey cephesinin doğu ucu ise bir eyvan şeklinde olup, eyvanın iki yan duvarlarından birer kapı açıklığı vardır. Yapının avluya bakan doğu cephesinde ise altta beş dükkâna yer verilmiştir. Avluya bakan güney cephesinde ise altta üç dükkân bulunmaktadır. Doğu ucunda hana mermer bir çeşme eklenmiştir. Bu çeşmenin kemer alınlığında Maşallah yazılmış, kemerin tepe noktasına da bir çıpa resmi konulmuştur. Çeşme aynasında mermer kabartma olarak alttan iki yanda sütunlarla desteklenen ve kıvrımla başlayan bir kemer, kemer köşeliklerinde ve kemer içinde kalan yüzeyde ise “C” kıvrımları, kıvrık bitkisel motifler ve aşağıya doğru bir perde gibi sarkan kumaş motiflerinden oluşan bezeme dikkati çeker.

Hanın ikinci katında 21 oda bulunmaktadır. Bunlardan batıdaki üç oda çapraz tonozla örtülmüş bir eyvana, diğer odalar da revaklara açılmıştır. Buradaki kapılar Bursa kemeri üslubundadır. Revaklara açılan odaların tümü manastır tonozludur. Yakın zamanda restore edilmesi planlanmış olan handa bugün kürk imalatçıları, lokanta, çay ocağı bulunmaktadır.

    
Kaynak: Ali Celal Çelebioğlu (www.kemeralti.com) (www.e-kemeralti.com) adreslerinden ulaşabilirsiniz.